eBenzin: Güncel sanattan alternatif medyaya, foto röportajdan günlük izlenimlere kadar geniş bir alanı kapsayan, peryodik olarak yayımlanan e-zine.
Teknik not: Şu anda eBenzin'in "çıplak" versiyonunu görüyorsunuz. Kullandığınız tarayıcı, Cascading Style Sheets (CSS) teknolojisini desteklemiyor ya da bu özellik iptal edilmiştir. Merak ediyorsanız, tavsiye ettiğimiz tarayıcı, tabii ki Mozilla Firexof'tur.

eBenzin.com, Sayı:3, 2007

Söyleşi: Olmayan Sergi Metodu

Fatih Balcı
Rafet Arslan

Rafet Arslan (RA) - Post-modern zamanlar da tamamen simülatif bir sergi açtınız. Görünmez ready-made'lerden oluşan bir sergi ve bu çoktan gerçekleşti. Giriş için beklenen soru değil ama (belki bu yüzden daha baştan çıkarıcı), Hacet'in ilk duyurusunda 'Yanlış bir şeylerin olduğu, sahte bir hayatı yaşadığımızı düşünüyoruz' derken; aklıma ilk düşen tüm yapıtı sahte gerçekliklere karşı bir saldırı olan P.K. Dick oldu ve de belki de cyberpunk aktivizm olgusu oldu; bu bağa siz ne dersiniz?

Fatih Balcı (FB) - Hiç aklıma gelmemişti. K.Dick'in kurmaca dünyası: sanal gerçeklik, eklektizm, anlam yitimi ve neredeyse paranoya derecesinde bir karamsarlık ile, bizim bu çalışma ile kurduğumuz; sanatın medyatik bir dünyada kayboluşuna, gerçek ile imajın yer değiştirişine ilişkin tespitlerimizle bir bağ kuruyorsun. Aslında evet aralarında bir bağ var galiba. Toplumsal ve teknolojik gelişmelerin benzer bir şekilde gerçekliği, anlamı erittiğine ilişkin ortak kabuller bulmak mümkün. Hatta kendimde geleceğe ilişkin bir kötümserliğin olduğunu söyleyebilirim; ama derece farkı olduğunu söylemek lazım. Dereceyi küçümseme, bu farklar niteliksel farklarında doğmasına yol açar. Ben kendimi o derece yoğun bir karanlık içinde görmüyorum. Aynı şekilde teknolojinin tüm her şeyi yutarak gerçekliği bir daha geri dönülemez şekilde yok edeceğine ilişkin bir düşüncem de yok. öyle olsa hiç bir şey yapmazdım.

RA: - Sadece iletişim organlarında var olan, sanal sergilerin teşhiri bence Hacet'in ilk saldırısı buydu. çünkü ikinci basın bildirgeniz özellikle bir sergi de 'olması gereken' tüm belirtileri sıralıyordu ve bunların hepsi de Hacet'te mevcuttu.

Baudrillard'ın 1. Irak Savaşı sadece medyada cereyan eden bir savaş simülasyonu olduğunu ortaya attığı bir dünyada sanat pratiğinin gerçekliği üzerine neler söylenmeli?

FB: -İşte zaten bu sanal gerçeklik bizim meselemiz. Bu yokken var olma meselesi. Gerçeğinin yerine imajları konmuş bir sanattan bahsediyoruz. Bizim meselemiz buydu. Aynı Irak savaşında olduğu gibi, savaş artık bizim için geçek bir şey olmaktan çıkarıldı, seyirlik bir nesneye dönüştürüldü, gösterinin bir parçası haline geldi. Gerçekliğin görüntülere, elektronik olarak yönlendirilip, değiştirilebilir görüntülere dönüştürüldüğü bir çağda savaş bilgisayar oyunlarına dönüştürüldü.

Sanat pratiği de bu dönüşümden, sanallıktan payını aldı tabi. İmaj bombardımanı altında yaşanan günlerde, görüntülerle uğraşan bir pratiğin buraya taşınması hiç zor olmadı. Artık gerçek hiçbir şeye tekabül etmeden sanatı bir salt form olarak üretmek mümkün olabiliyor. Aşırı görüntü üretim çağında, sanatsal çalışmalarda diğer görüntülerin, bu görüntü akışının bir parçası haline geliyorlar. Eğlence sektörünün, tüketim kültürünün kodlarına uyum sağlıyorlar. Sanat sistemi sadece kendisini üreten, kendi varlığının devamını sürdüren bir mekanizmaya dönüşüyor. Uçlarda konuştuğumun farkındayım. Elbet tüm biRA:lan tek bir kategori içine toplanamaz. Ama sürecin gittiği yer buraya doğru. Bizim ideallerimizdeki sanat ise bir yerlere sıkıştı. Oralardan konuşmaya, kendine yol bulmaya çalışıyor.

Türkiye'nin kendine özgü koşulların da bu süreç daha farklı gelişti elbet. Batıya eklemlenmek isteyen sanat, onun sorunlarını, tartıştığı konuları anlamadan, hatta bir bunun bir hesaplaşma ya da yanıt olduğunu kavramadan zaten bir imaj olarak girdi yaşantımıza. ölçütlerini oturtamamış, geçmiş ve gelecek arasında bir bağ kurmakta zorlanan bir kültürel ortamda sanallık dediğimiz şey biraz farklı ve kolay gelişti. Tabi burada ele almanın mümkün olmadığı sosyo-kültürel durum ve gelişmelerin bileşkesi bu süreç.

RA: - Aslında yaptığınız kurumsallaşmış kavramsal sanat cephesine karşı, görünmez ama içten patlamalı bir 'kavram' ortaya atmaktı. Temel soru 'Kaç sergi de bundan fazlasını bulduk ki?'. Bu noktada ilk duyuruyu yapan iletişim organlarının ikinci duyuruya yer vermelerinin ardından, seslenilen 'olası' kitlenin Hacet pratiğini bilişselleştirecek bir tartışmaya girişmesi gerekiyor değil mi?

FB: - Kesinlikle evet. Bu çalışmanın amacının bu olguları tartışmak ve tartışılmasına yol açmak olduğu açık. Bizim söylediğimiz şuydu: çoğu kez ortaya konmuş olan “sanat eseri” gerçeği perdelemek için üretilmiş bir imajdır. Evet, biz çuvaldızı kendimize batırdık aslında; ama bu yanılsama ancak ve ancak izleyici ve sanat olgusu arasına girmiş bir medya aracılığı ile mümkündü. Zaten bizim amacımızda bu olguyu görünür kılmak ve böylece tartışmayı oluşturabilmekti. Bu tartışma sağlıklı sanat ortamının ve sanat medya ilişkisinin gelişmesi için çok gerekli.

Ne güzel söyledin kurumsallaşmış sanat cephesi. çok ironik bir söz. Türkiye bir yanıyla kurumsallaşmamanın acılarını çekerken, bir taraftan böyle tırnak içinde kurumsallaşmış sanat cephelerine benzer cephelerle, kurumsallaşmalarla uğraşıyor, boğuşuyor. Aslında kavramsal ya da güncel sanat pratiklerinin özüne, ruhuna aykırı bir gelişme. Baştan sona bir sorgulama, anlama ve yan yollar isteği ile hareket eden bir pratik nasıl oluyor da bu denli kurumsallaşıp, cemaatleşip kendi içine kapanabiliyor. Ya da bazı sanatçılar bu kurumsallıktan, cemaatleşmeden böylesine medet umuyorlar, kendilerini başka türlü var etmenin yollarını aramıyorlar; bu da üzerinde düşünülmesi gereken bir şey.

RA:-Dada'nın provakatif mizahı, Sürrealist devrimin tinsellik arayışı, Situasyonist Enternasyonel'in saldırgan eylemliliği yani “Avangard Sanat Geleneği' ile Hacet'in çıkışı arasında bağlar olduğunu düşünüyorum. 21. yüzyıl başında sanat şok etme, sarsma, dönüştürme misyonunu hala sürdürüyor mu?

FB: - Aslına bakarsan sanatsal alan heterojen görüntüsü içinde bu misyonu devam ettirmeye çalışıyor. çünkü sanat dediğimiz olgudan bizim beklediğimiz modern anlamıyla bu; yani algılama dünyamızda, kavrayışımızda bir genişleme yaratması. Pekiştirme ya da yatıştırma değil. Ama bunu yapabiliyor mu, yapabilir mi mesele bu.

Bizim çalışmamızla bu bağlantıyı kurman çok makul, çünkü avangard sahte olanı ya da kusurlu olanı açığa çıkarmak, olgunun gizlenen boşluğunu veya anlamsızlığını ortaya koymak üzere çalışır. Biz de bize göre anlamsız olanı ve gizleneni açığa çıkarmanın bir yolunu aradık. çalışma mantığı avangard sanatın mantığıyla örtüşüyor.

21 yüzyılda sanat şok etme, sarsma dönüştürme misyonunu halen sürdürebilir mi sorusuna gelince, bu çok zor gözüküyor. Nedeni de çok açık ve biliniyor. Günümüz iletişim teknolojisinin ve tüketim kültürünün içinde bu misyonu etkili olarak sürdürmek çok güç gözüküyor. çünkü bu iki olgu zaten kendi işlerliklerini bu şok etme teknikleri üzerine kurmuş durumdalar ve bunu tamamen tüketim kültürü çerçevesinde yapıyorlar. Bugün en radikal söylem ya da tavır bile reklâmın diline hızla dönüştürülüp içi boşaltılıyor. Holywodd filmleri, reklam teknikleri avangard sanatın tüm keşiflerini çok daha kapsamlı ve etkili bir biçimde kullanıyor. Bugün bu sektörlerin ürettiği görüntü bombardımnaı altında yaşıyoruz.

Bir de tabi avangard sanatın ardındaki toplumsal dinamiklere benzer bir dinamik gücün bugün sanatçıları desteklemediği acık. Böyle bir toplumsal dinamik yoksa eğer, sanatın böyle bir çizgide ilerlemesi güç. Bugün avangard çabalar çok daha mikro ölçekli talepler içinde şekilleniyor. Sanata ilişkin yerleşmiş, derinlere inmiş kavrayışlarla, arzularla şekilleniyor.

RA: - Peki, sanat köpeği ısırdı ama, Hacet konseptinin ana halkası, mekanları, açılış seremonileri hakkında ne demeli? Politik öznenin boşluğu ile güncel sanatın öznesinin yokluğu arasında bir paralellik kurmak mümkün mü?

FB: - Rafet bunu hep yapıyorsun, kitabın çalışmadığım yerlerinden sorular sorup duruyorsun…

Burada köpek ısırması biliyorsun, habercilik ilkesiyle ilgili bir şey. Birileri gidip köpeği ısırmadığı sürece görünürlüğü çok zordur. Bu kural tüm biRA:lanı kapsayınca, sanat ve medya ilişkisinin bu kural doğrultusunda dönüşüme uğramaması mümkün değil. Ama tabi sadece böyle içgüdüsel bir hareketle varacağınız yer işte eleştirimizin kendisini oluşturur.

Politik özne ve güncel sanat ilişkisine gelince; aslında bir önceki soruda bunu yanıtını verdim. Evet, tarihi şekillendirecek bir özne yoksa sanat neyi ve niçin değiştirmeye çalışacak, neyin öncüsü olacak ve nereye gidecek. Tüm modern sanat burjuva pratiği içinde geleneksel dünyayı tasfiye edip ve yenidünyanın inşası içinde şekillendi. Evet, boş inançların ve eski değerlerin tasfiyesi bitti, yeni bir dünya kuruldu gibi ama sonuçtan çok memnun kalınmadı. Ortada yeni bir tarihi özne de net olarak görünmüyor şu an.

Türkiye gibi bir yerde, modern hayata geçiş sancıları çekilen bir yerde, avangard sanatın biçimlerine yer bulmak mümkün, ama değişimin dinamosu net değil. Değişik kaynaklardan beslenen çalışmalar var. Bu yüzden bu çalışmalar parçalı ve heterojen bir görünüm çizecek.
Belki de bu çalışmaların zemini bizim içimizdeki doğruluk ve gerçek arzusunda şekillenmeye devam edecektir. En azından bunu kendimiz için söyleyebilirim.

RA: - Tüm disiplinleRA:rası söylemlere rağmen, güncel sanatta fikir, söylem üretme kısırlığı yaşanmakta. Metin ya da metinleRA:rası bağ, küratörlerin kavram başlığıyla yazdıkları metinler ve ona eklemlenmeye çalışılan işler üzerine yapıştırılmaya çalışılıyor.

Bu nokta da küratörlerin 'kavram' başlıklı metinleri birer kullanma kılavuzuna dönüşüyor. Olası güncel sanat takipçileri bu kullanma kılavuzları ile küratör'ün ortaya attığını iddia ettiği fikirlere vakıf olmaya çalışıp, işleri anlamlandırmaya çalışıyorlar.

Hacet'in ilk duyusundaki kavram metnini, ikinci duyuru ile birleştirip bu bakış açısından nasıl ele almak gerekir?

FB: - Bir söylem üretmeye çalışırsan böyle olur işte Rafet. Biz bir şey üretmeye çalışmadık, meselenin kendisi bize buna zorladı. Mehmet Ergüven'den alıntılayıp hep söylediğim bir şey var: “Bir insan ya özgündür ya da sanatçı değildir”. Bu sözü şöyle tercüme edebiliriz, bir sanatsal çalışma ya bir gerçekliğe karşılık geliyordur ya da etkileyici değildir.

Elbette kavram metinleri bir kullanma kılavuzudur. Bu tür çalışmaların ifade etmek istedikleri şeylerin metinsel bazı içerikler olduğunu düşünürsek, ortak bir okuma dilinin oluşturulabilmesi için bu metinlere ihtiyaç duyuluyor. Bunun nedeni aslında sanatsal çalışmaların biçimin içrek yapısından hareketle anlaşmalı dilleri genişletme çabası olduğu gerçeğidir. Tabi bizim kavram metnimiz diğer çalışmalara giriş için üretilmedi. O yaptığımız çalışmanın kendisi hemen anlaşılacağı gibi. Kavram metninde ele aldığımız meseleyi ve bakış açımızı anlatıyoruz aslında ve sonradan açıklayacağımız sürprizin ipuçlarını koyuyoruz. İkinci metinde de olayı açıklayıp, birinci metinde sıraladıklarımızın ne kadar gerçek olduğunu gösteriyoruz. öyle gerçek ki sürekli yaşadığımız bir şey olduğu inkâr edilemez bir şekilde ortaya çıkıyor. Aslında çalışmanın kendisi elektronik ortamda dağıtılan bu metinlerden oluşuyor. Ama bu metinlerin etkileri değişik yerlerde ortaya çıkıyor.

RA: - Son ve de ölümcül soru... Tüm altını çizmeye çalıştığımız disütopik manzara karşısında ne yapacağız? çünkü 'dünyanın bir sesi olduğunu umuyoruz' hala…

Sokakla, hayatla, gerçekle göbekten bağlı, ezber bozucu, yeRA:ltı duyarlılığına hala bağlı, radikal, bağımsız ve öncü sanat 'yokluğu dışında' da var olabilecek mi? Gerçeğin baştan çıkarıcılından hala bahsedebilir miyiz?

FB: - Zaten bunu hep yapıyorsun, ölümcül sorular soruyorsun. Amacın beni öldürmek değildir umarım. Olayı yıktın yine başıma. Tüm cevaplar bende değil, ama söyleyecek bir şeyler var yine de.

Evet, bu disütopik manzara önümüzde uzanıyor ve bizi yılgınlığa ve umutsuzluğa boğuyor. Ama daha önce söyledim, içimizdeki doğruluk ve gerçek arzusu bizi yönlendirmeye devam ediyor. Gerçeğe ulaşmak kolay olmasa da bu arzu bizi yönlendiriyor. Gerçek beni, seni ve bir sürü kişiyi halen baştan çıkarıyor. Sadece elimizde yeterli araç yok. çekilmiş duvarlar var, onları aşmakta zorlanıyoruz.

Aslında modern hayatın vardığı bu nokta, kendi mantığını sonucunda ulaştığı bir şey. Bu mantık gerçeğin eritilmesini gerekli kılıyordu, ama bence gerçek eritildiği ve tamamen yok edildiğinde modern insan kendi varlık zeminini de ortadan kaldıracaktır. çünkü böylesine bir sanallıkla gerçek hayatta tutunmak bir süre sonra mümkün olmayacak. Gerçek kaybolduğu oranda bizim huzursuzluğumuz ve yaşadığımız hayattan tatminsizliğimizde artacaktır. Gerçeğe olan talebin bu şekilde büyüyeceğine inanıyorum. Ekonomisiyle, hukukuyla, değerleriyle dünya sürdüremediği bu hayatın yerine bir başkasını arayacaktır. İşte sanatçılarda o arayış içinde yerlerini alacaklar.

Bu konuşmayı bu cümlelerle bitirmenin faydalı olduğunu düşünüyorum...


Not: 2006 rh+  Plastik Sanatlar Dergisi, Aralık - 35. sayısında yayınlanmıştır.